« Önceki |

9/5/2009

GİDEN GİDER


Giden gider , kalan kendine sarılır ardı sıra

Zihni uyutmak  teni uyutmaktan zor ; yalnızlıkta

Devre biter,  oyun kendini yeniler

Ankara’nın sarı günlerinde

İki ayağın topuk sesi,  sessizliğimi bozar

Mutlu apartmanına mutluluk

Hangi zaman aralıklarında uğrar

Ve üst kattaki küçük hanım bedenini ,

Altın tepside kaç kimliksize sunar

Yağmurun sesi hangi çığlığı bastırabilir

Yaşar efendi süpürürken terası

Gece sabah arası

Pencere önünde ki begonyalar günışığına açar çiçeklerini

Çocukların sesi duyulmaz olur

Kuşlar ise bahar a erteleyip günlüklerini

Gitmişlerdir

Giden gider , kalan kalır ardı sıra

Naftalin kokulu dolaplar

Güvelenme ihtimaline karşı

Ortalama üstü yaşanmışlıklar.

Yanlış anlamayın komşular

Kapıma uymaz sizin anahtar

Beni göremezsiniz gün ışığında

Işık gözüme çarpınca

Göremem diye karanlıkta ve şafakta

Çamaşırları asarım balkona

Yıkandıkça arınan çarşaflar

Kirli kalma isteğime mutedil olmayan koşullar

Dönüş biletini almayan yolcular

Begonyalar, Kuşlar, komşular

Zulamda birikmiş akşam sefaları

Giden gider , kalan kendine sarılır  ardısıra

Zihni uyutmak teni uyutmaktan zor yalnızlıkta..

                                      03/12/2007

28/4/2009

süregelen

Kendime dönüktüm

Yüzümde ezber gün halleri

Hangi uzak kapıdan

Çıkıp geldin fark edemedim

Tanrı misafiri

Bahçemde mimozalar açmıyordu çağlardan beri

Sana benzeyen güllerin kokusu hatırımda kalmamışken

Şarkılar söyledin metihler düzdün

İçime işledin

Hoş geldin..

başlangıçta tatlı bir tebessümdün dudağımda

Yeni gelmişliğinin heyecanı ,  kiraz ağaçlarının neşesi gibi

Sarmıştı benliğimi

Aşk’tı,  kendini yıllar sonra sende aştı

Mutluyduk, mutluydular

İçimizde papatyalar

Koparıp vermeye kıyamadık…

Ama olmuyor kurulamıyor geçmiş günlerin viran köşkleri üzerine yeni yapılar

Sandığa kaldırmaya beceremediğimiz birikmişliklerimiz

Usumuzdan gitmiyor

Belki alışmışız öfkeye, ezilmemek için ezmeye

Üzülmemek için üzmeye

Gün geldi istemeden

Papatyaları koparıp verdik elaleme

Yeni bir yıkıntı oluştu eskilerin üzerine.

Yeni yolculuğa başlangıç sabahı şimdi

Yaşadıklarımıza anı deyip gülümseyeceğimiz günlere

Bir elinle diğerine tutunup

Yokluğun acısını hafifletmeye

Ve günlüğe yeni anılar eklemeye

Gidiyoruz…

Hoşça kal…

 

 

 

22/4/2009

ÇIRILÇIPLAK

ÇIRILÇIPLAK

Hırsızlık yapmadım hiç,  diğerlerinin yaşamından

kalabalığın hiç bir alacağı yok bende

kendimi dövdüm en çok , kendime zarar verdim

hep çıplak kaldım hayatın orta yerinde

bilirsin çıplaklığı severim

ve hiç bir iz bırakmamayı geride , giderken

umurumda olmadı toplumsal dayatmalar

dayanamadım da hiç zaman maskeli balolara

kaçtım oradan hemen

kendimi özgürleştirdim

tenimi ve benim’i emanet etmedim

süslü begonya çiçeğine

ayağıma uymadı rugan terlikler

giymedim , kimsenin prensesi olmadım

direndim…

hep çıplak diledim beklentilerimi

ölümü yada diğerini

gelecek olanı beklemek

bahar gibi , kış gibi, yaz gibi

olağan durumları  var seyrimin

kırk yaşın eşiğine uzanırken ayağım

çelme takmam cılız umutlarına kardelen çiçeğinin

çırılçıplak beyaz' a bezenmiş kayın ormanıyım

içimde saklıyorum bahar müjdelerini vermek için armağan

bilirsin çıplaklığı severim

Havva gibi; üp üryan......

NİSAN / 2009

6/8/2008

ayna

Gizli yüzlerin arasında

Saklamayı beceremediğim

Aynalarım var

Tutarım

Kamaşır kalbiniz

Nerdedir

Derinliklerde çıkarmaya üşendiğiniz merhametiniz

Deliyim ben

Çıkar tanımaz özgüvenle yıkarım üzerinize duvarları

Ezilirsiniz

Yok ediciniz olurum vicdanız da

Silerim yalın olmayan hallerinizi

Anlamazsınız ne olduğunu

Kustuklarımdan hangisinin içinize dolduğunu

Seçemezsiniz

Algı yoksunluğu içinde

Utanmazsınız

Yüzünü güneşin bile  parlatamadığı sokak çocuğuna

Yaklaşmazsınız

Yolunuzu değiştirirken üzerinize sıçrayan çamuru

Görmezlikten gelirsiniz

Kirli ruhunuzda

Karşılığı olmayan sözcükler biriktirirsiniz

Adressiz gülüşmeler gönderirsiniz, bana yansımayan

Ben sizden değilim

İçinizde varlığımı barındırırken

Gönül alemim tel örgülerle çevrili

İçeri giremezsiniz..

Gizli yüzleriniz için saklamayı beceremediğim aynalarım var

Tutarım yüzünüze

Kamaşır gözleriniz…

2/8/2008

NE GÖRDÜN

Kırk kapıdan geçtim , kırk kere boyun eğdim kadınlığıma

Diğer adı zafiyet , yerim yok bu boyalı kalabalıkta

Meyimi tazelerim aylakların dergahında

Tanıyamazsın beni, diğerlerine benzetirsen yanılırsın

Anlatamam kendimi yeni bir yüze

Dilim bıkmışlığın tembelliğinde

Sen gördüğüne inanacaksın,

Ben senin iyi niyetine güleceğim

İçimden......

Ve sen hep o deliyi anımsayacaksın gözlerini kapayınca

Niyetsizlik, sessizlik

Sağır bir hiçlik sarsak nefesinde

Kulağıma mırıldandığın sözcüklerin karşılığı çıkmadı cebinden

Ayıpsız ve karanfilsiz sunulmacalar

Yakaladın günahım yok,

Şarabın ve yalnızlığın sarhoşluğundaydı gecelerim

Eski bir vurdumduymazlık halindeyken yalancı görselliğim

Seni aldım içeri

beyaza boyandı gülüm

Eskiyen yanımla huzurundayım

Adımımı atsan düşerim gözünden ve toplumsal yargının eşiğinden

İşportaya............

ASLIHAN ALİYAZICIOĞLU / HAZİRAN 2007

 

28/7/2008

KAFİYE




Su'da ne kadar yanabilirki insan
Ateşten tutuşurken hücreleri
bir avuç kül olur zaman
elinde kalır eski zaman birikintileri
 ankara /temmuz / 2008

21/7/2008

SENDEN SONRA

Yanılgım en büyük yanılgım

Cam kırıkları üzerinde yaşadığım aşk tufanım

Yeni yolculuklara saldırdım senden sonra

Çoğalmalar adına
Dehlizlerden geçtim kentin

Anıların arasında nadasa bırakılmış hayallerin sesini dinledim

Benzerlerine rastladım
Rastlantıları benzettim

Sonu esaretle biten aşk öykülerine uğradım;

Ülkemin özgür kalmış çoğrafyalarında

Okumayan bilmez, gezen orospu olur

Konulu müzaharelerden geçtim.

Yedi cüceleri gördüm metropolün ormanında.

Büyük bir itinayla cadı avına çıkmışlardı,

Birbirlerinden şüphe ederek

Şüpheleri; prensesin uyanmış olabileceği ihtimaliydi

Prenses uyanırsa cadıya dönüşüverecekti

Ve herkese verecekti sihirli kırmızı elmasından bir ısırık

Gördüm cücelerin telaşını, geçtim içlerinden

Delilik elbisemi giydim üzerime;  en erdemli halim

Beyaz kadınları gördüm ve kollarına girmiş pinokyoları

Toprakta yerini sağlama almayan ağaçların içini marangozlar doldurur

Ve süper marketlerin hediyelik eşya reyonunda

Gelişigüzel  satışa sunulur.

''Tezgaha düşmedi henüz bu tahta oyuncaklar

Kelepire düşünçe daha da ucuzlayacaklar

O zaman alırsın bir yerine beş tane

Bu ablalar yeni oyunlar bulacaklar''  dedi mendilci küçük kız

Tuhaf şey geceleri sokakta uyurken

Çözmek hayatın sosyolojik şifresini

Ergen olmamış bir aklın refakatında

Hayretlendim, aldım uykumu ve rüyalarımı

Yoluma devam ettim.

İnançlı evlerinde kibirle ne kadar azaldıklarını

Ne kadar çoğalabildiklerini gördüm.

Tanrı gölgelerinin

Çelişkiyle silüetimi düşürdüm tapınaklarına

Sonunda , vazgeçtim
Gittim günahlarımı çıkardım,  kentin aylaklarına

Geceydi ve gidilecek çok yer vardı bu hikayede

Odalarına girdim yerilen,  yenilen kadınların

Çığlık çığlığa kadınları gördüm büyük sessizliklerinde

Ne kadar çoktu kalabalıktı her biri kendi içinde

Düşünçelerinde kentin yargıları

Teslim etmeyip anahtarını gizli mabetlerinin

Bekaretlerini saklayıp tendeki siyah noktada

Yanlızlığını bozduran kadınları gördüm.

Tek kişilik sevişmelerden çoğalmalar olmayınca

Her kadın kendinden gebe kalırmış

Her aşk bir orospu doğururmuş

Sonucu ile yürürken şehrin caddelerinde

Geçtim ikiyüzlülüğünden cücelerin

Beyaz kadınların , tanrıların ve solukladığım çağın

Çok gezmenin toplumsal etiketlerini çıkarttım üzerimden

Soyundum, çırılçıplak

 Gecede kaldım...

                                          2004/ Aslıhan Aliyazıcıoğlu


16/6/2008

EZBER DURUM

Hafif meşrep bir fahişe  gibi ;

 dudaklarından dökülen

Saniyelik sadakat yeminleri ve kandırmacalar

Ezberimde olduğundan

(içimden gülerek);

kanmam sana,

Anlamışlığım yaşanmışlığım içinde

bilgiyle ve görgüyle  kabullenerek

Gönderirim gecelerin içinden

Islak yorgan seven neferleri

Yitirmeden masumiyetimi

Cüceler, cüceler

Yetişebildikleri kadar yerini severler bedenimin....

            15.06.2007

 

24/3/2008

ÜÇ * BİR

                                         

 

İltica hakkımı kullandım

Geri dönmezlerin kentine

Mülteci cesareti;
sadece gözlerimde
 

Tünelinden geçtim karanlıklar tanrısının

kapıları kapalı idi algımın

yatıştım, yatıştırdım kendimi

Anti-depresan tesirinde

Etkisi uzun sürüyor çağımın ilacının

Deliliği alıyorum günde üç çarpı bir

Yatmadan önce

Bu yüzden uyamıyorum insanlara

Ortagezer bir hiçlik var üzerimde

Uyu (ş) muştum senin içinde

ve o oda da

Bob dylan'a hürmet ederdik ikimizde

bir fincan kahve ile eğilirdik önünde

gitme eylemi içinde....

 

                     mayıs /2004

23/3/2008

simurg

Simurg’um ben

Üç kez yakıldı dünyam

Alev’lerin içindeyim,

Düşmanlığım yılanlara

En yaşlı benim, en ulaşılmaz olan

Dışarıdan bakınca yanılırsınız

Köpek başlı , aslan pençeliyim

Ama içerden bakarsanız

Kendini bilen herkes bende kendini görür

                                               Ağustos/2007